27 Şubat 2018 tarihli TBMM Grup Konuşması  
27.02.2018
18078
Yazı Boyutu: A- A+
CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU (27 ŞUBAT 2018)

-"Sevgili Recep Bey, sen Kadir Mısıroğlu’nun görüşlerini paylaşıyor musun? O, milli Kurtuluş Savaşı’na ve vatana ihanet etti, sen de bu ihanetin parçası mısın?"
-"Kim demokrasiyi, insan haklarını, düşünce özgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü, yargı bağımsızlığını savunuyorsa onlarla birlikte demokrasi mücadelesi vereceğiz. Birleşe birleşe kazanacağız, Türkiye’yi aydınlığa çıkaracağız"
-"Demokrasi için, birlikte yaşamak için birlikte mücadele edersek, o zaman gerçek anlamda gücümüzü ortaya koymuş oluruz. Demokrasi bağlamında herkesi kucaklayacağız"
-"Cumhuriyetin bütün kazanımlarını, halkın vergileriyle kurulan fabrikaları sata sata bitiremediler. Şimdi gözlerini şeker fabrikalarına diktiler. Şeker fabrikaları bizim tarihimizdir, ilk kurulan fabrikalardır. O fabrikaları yaşatmak, modernize etmek hepimizin ortak görevidir"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



Hepinize çok teşekkür ediyorum. Hepinize yürekten teşekkürler.

Elbette ki motorları maviliklere süreceğiz, hakkı hukuku ve adaleti yakalamak için bu mücadeleleri yapacağız. Bizim mücadelemiz halkın mücadelesidir, bizim mücadelemiz daha güzel bir Türkiye mücadelesidir, bizim mücadelemiz yargı bağımsızlığı olsun mücadelesidir, bizim mücadelemiz medya özgürlüğü mücadelesidir ve bizim mücadelemiz, hiçbir gazetecinin, hiçbir milletvekilinin hapiste olmadığı, özgür bağımsız bir Türkiye mücadelesidir.

Geçen hafta sözlerime başlarken Artvin Murgul’da Eti Maden Anonim Şirketinde işçilerin greve gittiğini ve grev sonucu olarak da uzlaşmaya varıldığını, ama bu işçilerden çok az bir kısmının işveren tarafından istihdam edildiğini söylemiştim. Şimdi 480 işçiden 445’i işbaşı yapmış, geriye kalıyor 35 işçi. Buradan 35 işçinin de haklarının teslim edilmesini istiyorum. Sadece ben değil, emin olun onlar çalışacaklar, onlar üretecekler, onlar mücadele edecekler, onlar çalıştıkça alın teri döktükçe evlerine helal ekmek götürecekler. Dolayısıyla işverenden özellikle istirhamım, hiç kimse dışarıda kalmasın, herkes işbaşı yapsın, herkesin aşı ve işi olsun ve bu Türkiye’nin huzuru açısından da son derece değerlidir.

HER TÜRLÜ ZALİMLİĞİN KARŞISINDA OLACAĞIZ

Ömer Gergerlioğlu’nu herhalde tanıyorsunuzdur. Bir dönem MAZLUMDER’in başkanlığını yaptı, 27 yıl doktorluk yaptı. Bütün hayatı insanların sağlığa kavuşturulmasıyla mücadele hayatıdır ve dolayısıyla mazlumların yanında olduğu için, onlarla beraber olduğu için, insan haklarını savunduğu için, güçlü ve önemli bir aktördür, güçlü ve önemli bir aktivist de aynı zamanda.

Geçen hafta kendisi kanun hükmünde kararnameyle, daha doğrusu önceden kanun hükmünde kararnameyle görevine son verildi, kapının önüne konuldu. Daha sonra şiddeti övme suçunu işlediği gerekçesiyle iki buçuk yıl hapse mahkum oldu. Bu tür tablolar Türkiye’ye yakışan tablolar değildir. Bir kişi düşüncesini açıkça ifade ediyorsa, onun mahkum edilmesi, onun hapse atılması asla ve asla doğru değildir.

Biraz sonra sizlere yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu ve neden yargı bağımsızlığına bu kadar önem verdiğimizi sizlere anlatacağım. Ömer Gergerlioğlu bu cezayla karşı karşıya kaldığında şu açıklamayı yapıyor: “İnanılmaz zalimliklerin, vicdansızlıkların hukuk adına yapıldığı bu dönemin geçmesi için umudumu yitirmeyeceğim ve gerçek hukuka ulaşmak için gayretime devam edeceğim.” Evet, Ömer Gergerlioğlu’yla beraberiz. Her türlü zalimliğin karşısında olacağız, çünkü zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır. Asla zulmün karşısında boyun eğmeyeceğiz ve mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

2018’İN OCAK AYINDA İŞ KAZASI SONUCU HAYATINI KAYBEDENLERİN SAYISI 141

Hasan Songür 25 yaşındaydı, annesi büyük fedakârlıklarla, ailesi büyük fedakârlıklarla üniversiteye göndermişti ve kendisi atama bekleyen öğretmendi. Uzun süre geçti atama yapılmadı. Dolayısıyla bu da bir yerde çalışma ihtiyacı hissediyordu ve gitti Manisa Organize Sanayi Bölgesinde kendi alanıyla ilgili olmayan bir işçi olarak çalışmaya başladı. Bir gece vardiyasında iş kazası sonucu hayatını kaybetti.

Değerli arkadaşlarım, öğretmenlerin ne kadar değerli bir görev üstlendiğini hepimiz biliyoruz, hepimizi yetiştiren öğretmenlerimiz. Öğretmenleri baş tacı yapmamız gerekirken, onların pres makinesi arasında sıkışıp ölmesini kabul edemiyorum. Milli Eğitim Bakanı diyor ki, 109 bin öğretmen açığımız var. Niye almıyorsunuz bunları, hangi gerekçeyle almıyorsunuz? Bunlar gittiler okudular, öğretmenle öğrencinin buluşması lazım, bir arada bunların geleceğe hazırlık yapması lazım. Öğretmenlik mesleği sıradan bir meslek değil, hepimizin saygı duyduğu bir meslektir. Emin olun CHP iktidarında göreceksiniz, baş tacı yaptığımız tek meslek öğretmenlik mesleği olacaktır. Taşımalı eğitime kesinlikle son vereceğiz. Nerede bir öğrenci varsa, orada öğretmen de olacak. Tabii Hasan Songür kardeşimiz hayatını kaybetti iş kazasında. Ona Allahtan rahmet, ailesine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ocak ayında, 2018’in Ocak ayında iş kazası sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 141. 141 kişi iş kazalarından sonra hayatını kaybetti.

BİZ HİÇ KİMSENİN AŞIYLA, İŞİYLE UĞRAŞMAYIZ

Değerli milletvekili arkadaşlarım, emin olun Cumhuriyet Halk Partisi toplumun her kesiminin umudu olmuş durumunda. Kimin bir sorunu varsa, gelip bizim kapımızı çalıyor, kimin bir derdi varsa gelip kapımızı çalıyor. Diyor ki, benim böyle bir derdim var, bu derdimi mutlaka, ama mutlaka gündeme getirin. Siz gündeme getirirseniz daha etkili oluyor diye söylüyorlar bize.

Geçenlerde bir grup imam arkadaş geldi. Beni de diğer arkadaşları da ziyaret etmişler. Değerli arkadaşlarım, 12 Mayıs 2017 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığında bir sınav açılıyor. İl müftülüklerinde bünyesinde boş bulunan imam hatip kadroları için geçici cami görevlisi alınması. Sınav açılıyor, sınava giriliyor, arkasından sözlü sınav oluyor sözlü sınava da giriyorlar ve bunlar imam oluyorlar, köylere atanıyorlar. 15 gün bunlara ücret verilmiyor. Fakat bir süre sonra diyorlar ki bunlara, efendim siz imam değil temizlik görevlisi ve çaycı olacaksınız. Devlet anlayışına bakın, bu adam ilahiyatı okumuş veya imam hatipten mezun olmuş. Sen bunu niye çaycı ve temizlik görevlisi olarak o kontenjandan alıyorsun? Geldiler ve bizim sorunumuza çözüm bulun dediler. Toplam 4 bin 995 kişi. O imam kardeşlerimin tamamına söz veriyorum, siz görevinizi yaptığınız sürece biz size her türlü desteği vereceğiz. İnsana, insanlığa sevgiyi saygıyı aşıladıktan sonra her zaman sizin yanınızda olacağız, her zaman size destek vereceğiz. Bizim bir özelliğimiz var, hiç kimsenin aşıyla, işiyle uğraşmayız. Herkes huzur içinde yaşasın, huzur içinde görevini yapsın. Tek arzumuz budur.

Değerli arkadaşlarım, işsizlik Türkiye’nin en temel sorunu. Yani 5 bine yakın imam temizlikçi ve çaycı olarak atanıyorsa, üzerinde durmak lazım. Devlette liyakat sisteminin çökmesinin temel nedeni budur. Kim hangi dalda eğitim yapmışsa, o alanda faaliyet göstermeli. Eğer siz bunu yapmaz da liyakat sistemini köreltirseniz, devleti yok edersiniz.

İşsizlik sorun mu? Sorun... Gençler arasında işsizlik sorun mu? En temel sorunlardan birisi... Genç kadınlar arasında işsizlik çok daha yüksek rakamlara ulaşıyor. Bankalara bireysel kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı 1 milyona yaklaştı arkadaşlar. Şimdi bu imam arkadaşlar da diyorlar ki, işimize son verildi, biz borçlandık. Ev tuttuk, ev kirası ödüyoruz, peki nasıl olacak da biz geçineceğiz? Onlar sizi anlamazlar kardeşim, onlar din ticareti yaparlar, biz herkesin inancına saygılıyız. Aramızdaki temel farklılık budur. O nedenle söylüyorum bütün imam arkadaşlarıma; sizin vereceğiniz her, ama her çaba bizim boynumuzun borcudur, o çabayı takdirle anacağız ve o çabayı mutlaka, ama mutlaka Türkiye sathına yayacağız.

Şimdi vatandaşın dünya kadar borcu var, dünya kadar sorunu var vatandaşın. Ama değerli arkadaşlarım, size bir örnek vereyim. Devlet Hava Meydanları İşletmesi... Dalaman, Milas, Bodrum ve Antalya havalimanlarını kiraya veriyorlar. Olabilir, kiraya verebilirler. Ama alan firmalar kira bedelini zamanında ödemiyorlar. Ödemeyince ne olur? Faiz yüklenir üstüne. Oturuyorlar bir karar alıyorlar, faizlerin tamamını siliyorlar, anaparayı öde... Anaparayı da ödemem diyor. Ne zaman? Haziran 2018’de öderim. Bana söyler misiniz, çiftçinin, işçinin, emeklinin borçlarının faizleri silindi mi? Bankalara dünyanın faizleri ödeniyor, bunlar silindi mi? Hayır. Adamını bulursan sorununu çözüyorsun, sırtın yoksa arkan yoksa sorununu çözemiyorsun. Diyebilirsiniz ki, devletin kira alacağı ne kadar? Dalaman Havaalanı 28 milyon 680 bin Euro, Milas Bodrum Havaalanı 25 milyon 381 bin Euro, Antalya Havaalanı 100 milyon 500 bin Euro’luk alacağını devlet tahsil edemiyor, sürekli erteliyor, faizi de sıfırladığı halde. 

Değerli arkadaşlarım, vatandaşın borç batağında olduğunu defalarca, ama defalarca bu kürsüde ifade ettim, borç batağında. Faizini ödeyemiyor, anaparayı ödeyemiyor, icra daireleri tıka basa dolu. Vatandaşın ödediği faizler 620 milyar lirayı aştı. O nedenle diyorum, bu hükümet faiz lobilerinin hükümetidir, bu hükümet tefecilerin hükümetidir, bu hükümet halktan yana değil, faiz lobilerinden yana çalışan bir hükümettir.

KÖYLÜYE GELİNCE ASLAN, YANDAŞA GELİNCE KUZU

Yine aynı şekilde bakın, Türk Telekom bizim gözbebeğimizdi. Özelleştirildi, alan firma 60 bin çalışanı 30 bine kadar düşürdü. Şimdi devlete olan borcu var ödemesi gerekiyor, 4 milyar 75 milyon lira, parayı da ödemem diyor. Şimdi herhangi bir vatandaşı düşünün, bir esnafı, bir çiftçiyi, bir emekliyi, parasını ödemediği zaman doğru icra dairelerine gidilir para zorla alınır faiziyle beraber. Şimdi siz dünyanın parasını ödüyorsunuz ve siz borçlusunuz, 4 milyar 75 milyon lira bu parayı bu şirket gelip size ödemiyor. Ödemeyince ne oluyor? Devlet borçlanmak zorunda kalıyor. Her borçlandıkça, daha fazla faiz ödüyor. Mardin’de 70’ye yakın köyün elektrikleri kesildi. Köylüye gelince aslan, ama yandaşa gelince kuzu gibi oluyorlar. Bunu da bilginize sunmak isterim.

BU ÜLKEDE YARGI YOK, ADALET YOK, HAK YOK, HUKUK YOK

Size yargı bağımsızlığı konusunda bir belge, daha doğrusu bir broşür; bunu Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Terör Soruşturmaları Bilgi Kitapçığı olarak savcıların ve hâkimlerin eğitiminde dağıtılmış.

Değerli arkadaşlar, anayasaya göre yargı bağımsız, hiç kimse yargıya emir ve talimat veremez. Bu eğitim kitapçığı,  altıncı sayfası altıncı madde şöyle diyor. “Hâkim ve savcıların kişisel suçlarına ilişkin hususlar” başlığı altında hâkim ve savcılardaki delillerin nasıl yorumlanacağı belirtilmiş ve maddenin son cümlesinde şöyle diyor: “Tahliye konusunda Hâkimler Savcılar Kuruluyla mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır.” Yani hâkime savcıya diyor ki, sen kişisel suçlar dolayısıyla bir şey olursa, son kararı vermeden önce benimle bir görüşeceksin. Ondan sonra iradeni oluşturacaksın diyor ve bu hâkimlere ve savcılara söyleniyor. Kim? Adalet Bakanlığı söylüyor. Bu ülkede yargı yok, adalet yok, hak yok ve hukuk yok. Dolayısıyla bizim mücadelemizin kutsal bir mücadele olduğunu artık herkesin bilmesi lazım.

Yetiyor mu? Hayır. Bakın değerli arkadaşlar, bu da çok enteresan. Kitapçığın 10’ncu sayfasında birinci madde: “Belediyeler ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarında FETÖ terör örgütüne imar, ihale, arazi ya da bina tahsisi gibi iş ve işlemlerle, yapılan kolaylık ya da terör örgütüne yakınlığı bilinen şirket ve kişilere sağlanan menfaatlerde, soruşturmaların 17-25 Aralık 2013 tarihinin ancak soruşturma konusuyla açıkça bağlantısının anlaşılması halinde ilişkilendirilmeli.” Yani diyor ki bürokratik lafları bırakırsak; FETÖ’yle ilgili soruşturmalarda 17-25’i esas alacaksın. Ondan öncekini görmeyeceksin, ondan sonra soruşturma açabilirsin diyor. Ben diyordum ya bunlar terör örgütüyle birlikte çalışıyorlardı, aynı menzile yürüyorlardı ve bunlar FETÖ terör örgütüne yardım ve yataklık yapanlardır. Bu açık ve net yargıya müdahaledir.

Şimdi ben merak ediyorum, Hâkimler Savcılar Kurulunda görev yapan arkadaşlar hangi davalar için size soruluyor, hangi davalar için sizden görüş alınıyor ve o hâkime siz nasıl sen hâkimsin diyebiliyorsunuz? Bana sormadan iradeyi oluşturmayacaksın diyor.

SEVGİLİ RECEP BEY, SEN DE BU İHANETİN BİR PARÇASI MISIN?

Değerli arkadaşlarım, Kadir Mısırlıoğlu diye bir soytarı var. Bu öyle bir soytarı ki, yaptığı konuşmada diyor ki; “keşke Yunan galip gelseydi” diyor. Ne zaman? Milli Kurtuluş Savaşında... Şimdi bu soytarıya önce sarayın kapısını açtılar, başköşeye oturttular. Yetmedi hastalandı sözde, Erdoğan onu ziyarete gitti. Arkasından Meclis Başkanı da ziyarete gitti. Şimdi ben çok açık ve net soruyorum; Sevgili Recep Bey, sen Kadir Mısırlıoğlu’nun görüşlerini paylaşıyor musun? O Milli Kurtuluş Savaşına ve vatana ihanet etti, sen de bu ihanetin bir parçası mısın? Açık ve net senden bir cevap bekliyorum, açık ve net!

Evet, geliyoruz bu tür soytarıların dışarıda tutulması lazım. Eğer bir ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat, gidip de bu soytarılarla muhatap oluyorsa, o da vatana ihanetin bir parçasıdır.

Efendim bir soytarı daha var, bu da akademisyen. Abdullah Akın, Çanakkale Üniversitesinde görev yapıyor, aynı zamanda ilahiyatçı. Diyor ki, “Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler vardı” diyor. Çok özür dilerim, bunları kullandığım için, ama bu soytarıya da acaba Recep Bey gidecek mi? Meclis Başkanı gidecek mi? Güzel söyledin diyecek mi? Ya insanların ibadet ettiği alan ne olursa olsun, herkesin saygı duyması lazım. Cahil bir adam değil, cahilden daha kötü.

Şimdi barış isteyen akademisyenleri kapının önüne koyacaksın barış istedi diye, onları üniversiteden atacaksınız, pasaportlarına el koyacaksın, bu tür soytarılara ise ses çıkarmayacaksın. Eğer bir hükümet bu tür soytarılara ses çıkarmıyorsa, o soytarılığın bir parçası olur; bunu da herkesin bilmesi lazım.

ÜRETMEYEN BİR ÜLKENİN BAĞIMSIZLIĞINI KORUMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Değerli arkadaşlarım, bugün asıl gündem konumuz şeker fabrikaları. Bir ülkenin ekonomisi güçlüyse, o ülke dünyanın her tarafında saygınlık kazanır. Hele hele katma değeri yüksek ürün üretiyorsa, dünyanın her tarafında saygınlığı artar. Üretmeyen bir ülkenin bağımsızlığını koruması mümkün değildir. O nedenle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ekonomi savaşına başlamıştır, 1923’te İzmir İktisat Kongresini toplayarak. Ve yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk demiştir ki, “savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça, Türkiye bağımsızlığını koruyamaz”. Yine aynı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, denizaltı yapmıştır, Kayseri’de uçak fabrikası kurmuştur, Türkiye’nin her tarafına şeker fabrikaları, çimento fabrikaları, Sümerbank’ın fabrikalarını götürmüştür. Anadolu’nun her tarafına yaymıştır dengeyi korumak için.

CUMHURİYETİN KAZANIMLARINI SATA SATA BİTİREMEDİLER

Değerli arkadaşlarım, bir ülkenin gücü üretimden kaynaklanır, tüketimden değil. Eğer 80 milyonluk bir nüfus batının egemen güçlerinin iştahını çeker ve onlara yaptığı dayatmalarla kendi ürünlerini Türkiye’de pazarlamak isterse, buna hep birlikte karşı çıkmak zorundayız.

“Osmanlı, Osmanlı” diyorlar. Osmanlı şeker üretemiyordu, bir kilo bile şeker üretemiyordu. “Osmanlı, Osmanlı” diyorlar, Osmanlının parasını basacak kendi bankası yoktu, 1930 yılında Merkez Bankası kuruldu. 1925 yılında Kayseri’de uçak fabrikasının temeli atıldı. Ve bütün olumsuzluklara karşın, Osmanlının borcu son kuruşuna kadar ödendi. Hiç kimseye minnet edilmedi, ben son kuruşuna kadar Osmanlı benim devamım, dolayısıyla ben Osmanlıya her türlü eğer borcu varsa borcunu ödeyerek yükümlülüğünü yerine getireceğim demiştir.

Şeker üretme imtiyazı Osmanlı Döneminde verilmişti bazılarına. Fakat şeker üretme imtiyazını kimse kullanamadı. Cumhuriyetin ilanından üç yıl sonra Alpullu’da şeker fabrikası açıldı, 26.11.1926’da. Yine 17 Aralık 1926’da Uşak Şeker Fabrikası da açıldı. Bakın bu şeker fabrikaları açıldığında, dönemin İktisat Bakanı şu açıklamayı yapıyor: “Herhangi bir şeker fabrikasının resmi açılışından dönen arkadaşlarımızla, dindar bir insanın hicazdan geldiği zaman zemzemle sakalını yıkadığı vakit, duygu ve heyecanı görmüştüm. Elhamdülillah bizim de memleketimizde şeker yapılabiliyor deniliyordu. Evvelemirde memleketimizde şeker yapılmasını büyük kıymet olarak kabul ediyorlardı.”

Cumhuriyetin bütün kazanımlarını, halkın vergileriyle kurulan fabrikaları sata sata bitiremediler. Şimdi gözlerini şeker fabrikalarına diktiler.

HER FABRİKA CUMHURİYETİN BİR KALESİDİR

Biz şeker fabrikalarının özelleştirilmesine niye karşıyız? Birinci maddemiz şu: Tarihimize sahip çıkmak için. Şeker fabrikaları bizim tarihimizdir, ilk kurulan fabrikalardır. O fabrikaları yaşatmak modernize etmek hepimizin ortak görevidir ve Türkiye şeker ithal eden bir ülkeden, bugün şeker ihraç eder bir noktaya gelmiştir. İki, her fabrika cumhuriyetin bir kalesidir. O kaleye sahip çıkmak hepimizin ortak görevidir.

ŞEKER PANCARI STRATEJİK BİR ÜRÜNDÜR

Bugün yaklaşık 25 bin aile, yani 1 milyon kişi şeker pancarından geçinmektedir. Yine bugün dünyada şeker pancarı üretiminde Rusya, Fransa, Amerika ve Almanya’dan sonra beşinci büyük üreticiyiz. Gelişmiş ülkelerle aynı yerdeyiz, şeker üretiminde bu noktadayız. Şimdi diyorlar ki, şeker fabrikalarını bir şekliyle elden çıkaracağız.

Bugün şeker fabrikaları sektörü, şeker sektörü yaklaşık 3 milyar dolarlık katma değer yaratıyor. Beşinci olarak, şeker pancarı üretimi Türkiye için stratejik bir üründür. Nasıl Karadeniz için fındık, Rize için çay, Zonguldak için kömür stratejik bir ürünse, bunların kârına zararına bakılmaz, çünkü milyonlarca aile bu gelirlerden besleniyor ve buralardan geçiniyorlar. Dolayısıyla şeker pancarı da stratejik bir üründür ve bu ürüne sahip çıkmamız lazım.

Yine aynı şekilde, aynı büyüklükteki bir ormanla bir şeker tarlasını karşılaştırın, şeker pancarı tarlasını, şeker pancarının ürettiği oksijen ormanın ürettiği oksijenin tam üç katıdır. Fabrika kuran fabrikalar yapıyorlardı, hâlâ da yapıyorlar. Beş fabrikamız Ankara, Eskişehir, Afyon, Erzincan ve Turhal şeker fabrikaları, aynı zamanda fabrika yapan fabrikalardır. Anahtar teslimi şeker fabrikası, anahtar teslimi çimento fabrikası kuruyorlar. Kimseye minnet etmeden ve dolayısıyla bu sektör şimdi yok edilmek isteniyor.

BATSIN SİZİN MİLLİLİĞİNİZ, BATSIN SİZİN YERLİLİĞİNİZ!

Değerli arkadaşlarım, neden bunu yapıyorlar? Nişasta bazlı şekerin önünü açmak için. Bursa’da Cargill, tam beş kez yargıya başvuruldu. Her seferinde kanunları iptal edildi, ama her seferinde gittiler Cargill’i biraz daha büyüttüler. Çünkü dönemin Amerikan Başkanına söz vermişlerdi, Cargill’i burada kurduracağız diye.   

Değerli arkadaşlarım, Cargill GDO’lu mısırdan şeker üretiyor, sıvı şeker. Bakın bu sıvı şeker değerli arkadaşlarım, kullanılan şekerin Avrupa Birliği ortalaması yüzde 1,5, 2 bile değil. Bazı ülkelerde nişasta bazlı şekerin kullanımı yasak, ama bizim ülkemizde bu şu anda yüzde 15. Önümüzdeki süreç içinde daha fazla artabilir. Bütün bilim insanları, namuslu bilim insanları şunu söylüyorlar. Bu nişasta bazlı şeker obeziteye yol açar, meme kanseri, özellikle kolon kanserine yol açar ve karaciğerde yağlanmaya yol açar. Hani diyorlar ya milli ve yerliyiz diye. Batsın sizin milliliğiniz, batsın sizin yerliliğiniz.

Bu yolu nasıl açtılar? Önce Cargill’in kurulmasına imkân sağladılar; bütün hukuksal zeminleri zorlayarak. Sonra şeker kurumunu tümünden kapattılar, şeker kurumu tümüyle kapatıldı. Sonra Özelleştirme Kanununda bir düzenleme yaptılar. Eskiden özelleştirme verimlilik nedeniyle yapılırdı, şimdi kamuya gelir sağlama amacıyla yapılıyor. Et Balık Kurumunu kapattılar, şimdi canlı hayvan ve et ithal ediyoruz. Yem fabrikalarını kapattılar, şimdi saman ithal ediyoruz. Süt Endüstrisi Kurumunu kapattılar, şimdi süt tozu ithal ediyoruz. 2017’de 270 bin ton süt tozu ithal edildi. Tekel’i kapattılar, hem sigara hem tütün ithal ediyoruz. Şimdi de şeker pancarını üretmeyin diyorlar, çünkü nişasta bazlı şekerin önünü açacağız diyorlar.

ŞEKER İŞÇİLERİNE SONUNA KADAR DESTEK VERECEĞİZ

Peki, bu fabrikaların gerçek sahibi kim? Bu fabrikaların gerçek sahibi bu ülkede yaşayan vatandaşlar, vergisini ödeyen vatandaşlar. Onların paralarıyla pullarıyla yapıldı bütün bu fabrikalar. Hepsi yapanlar namuslu insanlardı. Bir başka ülkenin telkiniyle fabrika kurmadılar, bir başka ülkenin telkiniyle fabrikaları kapatmadılar. Kendileri ülkenin çıkarı neyi gerektiriyorsa onu yaptılar. Bu fabrikaların gerçek sahibi halk, ama Man Adasında vergi ödememek için şirket kuranlar, bu fabrikaların sahibi değil. Onlar bu fabrikalara ihanet edenler, kapatacağız diyenler.

Şeker fabrikalarını her ortamda destekleyeceğiz, satılmaması için de elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz. Bunun mücadelesini yapacağız. Bir grup arkadaşımız, yaklaşık 20 arkadaşımız bu konuda görev yapıyor. Onlar bütün şeker fabrikalarına gidiyorlar, işçilerle beraber oluyorlar. Buradan şeker fabrikalarında çalışan işçilerimize de seslenmek isterim. Sizin hakkınızı hukukunuzu sonuna kadar savunan biziz, ama yeri geldi bize oy vermediniz, yeri geldi beklediniz. Sizin güzel bir sloganınız vardı, “susma, sustukça sıra sana gelecek” şimdi sıra şeker fabrikalarına geldi.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak size sonuna kadar destek vereceğiz, her zaman yanınızda olacağız. Çünkü siz eve huzurla dönün istiyoruz, siz cumhuriyetin kalelerine sahip çıkın diye istiyoruz. O fabrikalar kolay kurulmadı, o fabrikalarda kolay görev yapılmadı. Biz şeker fabrikalarında çalışan geçici işçilere kadro verilsin diye mücadele ederken, onlar bugün şeker fabrikalarını kapatmak yok etmek istiyorlar. O nedenle bizim mücadelemiz hak mücadelesidir.

2019’DA O DİKTATÖRÜ SARAYDAN AŞAĞIYA İNDİRECEĞİZ

Ve gençler, bugün geldiniz, size teşekkür ederim.

Gençliğe her zaman güveniyoruz, sonuna kadar güveniyoruz. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’yi gençlere emanet etti.

Şimdi size bir çift sözüm var, 2019’a hazırlık yapıyor muyuz? Yapıyor muyuz? 2019’da o diktatörü saraydan aşağı indireceğiz.

Dolayısıyla her gencin kendi ülkesine, demokrasiye, insan haklarına, düşünce özgürlüğüne, din ve vicdan özgürlüğüne sahip çıkması lazım. Sizin böyle bir göreviniz var. Bulunduğunuz alanın tamamen dışına çıkabilirsiniz, bulunduğunuz çemberin tamamen dışına çıkabilirsiniz. Yeni genç arkadaşlarla birlikte Türkiye’nin sorunlarını özgürce tartışabilirsiniz.

Bugün iki genç arkadaşımızın gözaltına alındığı haberi geldi. Hiç kimse endişe etmesin, hiç kimse!

Hiç kimse endişe etmesin, bu ülkeye demokrasiyi ya getireceğiz, ya getireceğiz.

Şu çok önemli, birlikte olursak birlikte mücadele edersek, demokrasi için birlikte yaşamak için, o zaman gerçek anlamda gücümüzü ortaya koymuş oluruz. Demokrasi bağlamında herkesi kucaklayacağız. Efendim bizim partiden, o partiden bu partiden değil, kim demokrasiyi savunuyorsa, insan haklarını savunuyorsa, düşünce özgürlüğünü savunuyorsa, din ve vicdan özgürlüğünü savunuyorsa, yargı bağımsızlığını savunuyorsa, onlarla birlikte demokrasi mücadelesi vereceğiz.

Evet, birleşe birleşe kazanacağız, Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak için. Birleşe birleşe mücadele edeceğiz, daha güzel bir Türkiye için.

Hepinize en içten selamlar saygılar sunuyorum, sağ olun var olun.

CHPnet

SİTELERİ